Edebiyat Şehri - Bölüm 2

작년

image.png

Taksiden Unkapanı köprüsünün ortasında inmek zorunda kaldım zira Haliç’in diğer yakasında Osmanlı dönemi yaşanıyordu. Osmanlı döneminde öyle bir köprü olmadığı için karşıya gözlerinden uyku akan bir gencin kürek çektiği küçük bir kayıkla geçtim.

Haliç’in karanlık sularını seyrederek Eminönü’ne doğru yürürken ahşap bir konağın penceresinden mum ışığında sohbet eden iki adam gördüm. Kıyafetleri farklı olsa da yüzleri birbirine çok benziyordu, tek yumurta ikizi olmaları kuvvetle muhtemeldi.

Onyedinci yüzyıl İstanbul’unun hiç de eğlenceli olmadığını düşündüğüm sırada içime bir kurt düştü. Oyunu durdurdum, sanal gerçeklik başlığını çıkarıp çevreye göz gezdirdim. Kapıda gördüğüm kravatlı iki adam karşımdaki kanepeye kurulmuş, önlerindeki kâğıt inceliğindeki ekranlara bakıyorlardı. Beyefendiler içeriye girerken ayakkabılarını çıkarma zahmetine katlanmamışlardı.

Öylesine rahat tavırlar içinde olmalarını aklım almıyordu. “İçeriye nasıl girdiniz? Yaptığınıza hukuk dilinde haneye tecavüz denir” dedim.

Üçgen kravatlı olanı “Borç tahsilatı için gelmiştik. Oyuna öyle dalmıştınız ki rahatsız etmek istemedik” diye cevap verdi. Diğerine göre daha yaşlı ve paspal görünüyordu.

“Vadesi gelmiş bir borcum yok. Evime tebligat gelmedi. Buraya böyle baskın yapar gibi girmenizin hiçbir yasal dayanağı yok. Şimdi polisi arayacağım ve evimde iki hırsız olduğunu söyleyeceğim. Arama emriniz var mı? Kimliklerinizi görebilir miyim? Daha kim olduğunuzu ve içeriye nasıl girdiğinizi bile açıklamadınız.”

Genç olanı yüzünde müstehzi bir ifadeyle yanındakine “Arkadaş çok film seyretmiş galiba” dedi.

Böyle küstah tiplere hiç dayanamam, birdenbire kan beynime sıçradı. “Derhal dışarıya çıkın, yoksa ben çıkarmasını bilirim” diye kükredim.

Takım elbiseli genç adam cebinden çıkardığı kimlik kartını futbol hakemleri gibi havaya kaldırarak bana gösterdi. Kartın üzerinde bir bankanın amblemini gördüm ve müfettiş Alper Güngörmüş yazısını okudum.

“Ne istiyorsunuz, evime neden geldiniz?” diye sordum.

“Hep böyle anlamazdan gelirler. Halbuki hiç faydası yok” dedi müfettiş Alper.

“Ben buradayım, aloo, bir şey söyleyeceksen yüzüme bakmalısın” dedim.

Genç adam yerinden kalkıp sanal gerçeklik koltuğumu incelemeye başladı. Hatta sanki ben üzerinde oturmuyormuşum gibi emniyet kemerlerini çekiştirip sağlamlığını bile kontrol etti. Ardından “Bunu icrayla sattırırsak bankanın bütün alacağını tahsil ederiz” dedi.

Hiç sesimi çıkarmadan yerimden kalktım, arka odaya gidip yastığımın altındaki şok cihazını aldım, cihazı arkamda saklayarak oturma odasına döndüm ve çakma müfettişin beline sağlam bir elektrik şoku verdim. Yere düşüp abartılı hareketlerle çırpınmaya ve haykırmaya başladı. O anki hali ceza sahası içinde aldığı darbeyi hakeme göstermeye çalışan bir santrafora benzediği için üçgen kravatlı adama dönüp “penaltı” dedim.

Bu sırada beysbol topu biçimde bir dronun penceremin önünde hafifçe alçalıp yükselerek evimi gözetlediğini fark ettim. Ön kısmında müfettiş Alper’in kartvizitinin üzerindeki amblemin aynısı vardı. Eğilip kanepenin altındaki beysbol sopasını aldım, pencereyi açtım ve şık bir vuruş için pozisyon aldım. Sopayı gören dron bir metre kadar geri çekildi.

“Güzel kardeşim bizim niyetimiz alacağımızı tahsil etmek. Borcunu bir an önce öde de gidelim. Uğramamız gereken başka müşteriler var” dedi üçgen kravatlı adam.

“Şimdi güzel kardeşiniz oldum, değil mi” dedim elimdeki sopayla adamın üzerine yürüyerek. Telaş içinde ceplerini karıştırıp banka amblemli kimliğini çıkardı ve “Biz sadece uyarı görevimizi yapıyoruz. Haciz işlemi için polisle beraber gelelim madem” dedi.

“Vadesiz gelmiş borcum yok benim. Elimden bir kaza çıkmadan evimi terk edin” dedim. Ben dronla ve üçgen kravatlı adamla meşgulken müfettiş Alper sessizce sürünerek arkamdan yaklaşmış olmalı. Bacağımı bir elin kavradığını hissettim. Az önce acı içinde feryat figan eden o değilmiş gibi bacağımı tutup kaldırarak ayağa kalktı ve beni yeri düşürdü. Bu sırada beysbol sopası elimden düşüp zeminde yuvarlanarak uzaklaştı. Alper toparlanmama fırsat vermeden üzerime atlayıp boğazımı sıkmaya başladı ve “Ödeyeceksin borcunu, yoksa seni öldürürüm” diye haykırdı. Bunu söylerken boyun damarları şişmiş ve yüzü pancar gibi kızarmıştı.

Bacaklarımı kullanarak dengesini bozmayı başardım ve onu altıma aldım. Üstte olmama rağmen pençe gibi elleriyle boynumu sıkmaya devam ediyordu. Sağ elimin orta ve işaret parmaklarını gözüne sokmak için hamle yapınca korunma içgüdüsüyle boğazımı bırakıp yana döndü ve birkaç saniye önce beni öldürmeye teşebbüs eden o değilmiş gibi isterik bir biçimde ağlamaya başladı. Arada da “Öde paramızı, paramızı istiyoruz” diye bağırıyordu.

Mutfağa koşturup bir ekmek bıçağı aldım, sakinleştirmek için orada bir süre bekledim ve yeniden salona döndüm. Alper kardeşimiz bu arada belli ki kıdemli arkadaşından sağlam bir fırça yemişti, kanepede süt dökmüş kedi gibi oturuyordu.

“Şimdi evrakları inceleyince meseleyi daha iyi anladım. Senin bir benzerin var güzel kardeşim. Kimliğini kopyalayıp senin adına kredi çekmiş. Ben de diyorum ki niye anlaşamıyoruz. Biz banka olarak bu konuda çok hassasız. Savcılığına suç duyurusunu yaptık. Davayı sizin adınıza takip edebilmemiz için vereceğimiz hesap numarasına para aktarman gerekiyor. Yaz güzel kardeşim, söylüyorum numarayı” dedi üçgen kravatlı.

“Elimden bir kaza çıkmadan burayı terk edin. Polisi de aradım. Birazdan gelirler” dedim.

“Biz prensip olarak tahsilat yapmadan bir evden ayrılmıyoruz” dedi Alper.

Bıçakla üzerlerine yürüyünce kalkıp apar topar kapıya seğirttiler. Beni banka müfettişi olduğuna inandırmaya çalışan genç adam kapıdan çıkarken “Delisin sen, ruh hastasısın” diye bağırdı.

Asansöre binerlerken üçgen kravatlı “Bari bir çorba parası atsaydın, bu sıcakta kravat takıp geldik” dedi.

Oturma odasına dönüp gittiklerinden emin olmak için pencereden baktım. Kendilerini yukarıdan takip eden dronla birlikte yokuştan aşağıya, Kabataş’a doğru yürüyorlardı.

Görsel Kaynağı: https://unsplash.com/photos/U7Nx_zD24n0

Authors get paid when people like you upvote their post.
If you enjoyed what you read here, create your account today and start earning FREE STEEM!
STEEMKR.COM IS SPONSORED BY
ADVERTISEMENT
Sort Order:  trending

Congratulations @bilimkurgu! You have completed the following achievement on the Steem blockchain and have been rewarded with new badge(s) :

You published more than 300 posts. Your next target is to reach 350 posts.

You can view your badges on your Steem Board and compare to others on the Steem Ranking
If you no longer want to receive notifications, reply to this comment with the word STOP

To support your work, I also upvoted your post!

Vote for @Steemitboard as a witness to get one more award and increased upvotes!

Edebiyat Şehir oyunu harikaymış, nasıl da özendim. Keşke olsa da şöyle sanal gerçeklik gözlüklerimizle gerçekten oynayıversek. Fikirin kendisi bile oldukça keyifli ki, bu fikrin kullanıldığı bir hikayeyi okuyor olmak çok daha keyifli oldu.

Edebiyat Şehri turuna ara verdireten dolandırıcıların prensip olarak tahsilat yapmadan gittikleri evden ayrılmamaları da sesli güldürdü, ne güzel bir prensipmiş :)))

·

Prensipler olmadan eksik kalıyor bazı şeyler demek ki :)